11 Mayıs 2012

Sakamichi no Apollon

Aslında Sakamichi no Apollon için yazı yazmadan önce biraz daha beklemek istiyordum ama artık daha fazla dayanamadım. Zaten 2012 ilkbahar sezonunun favori animelerinden biri olan bu seri için daha ne kadar bekleyebilirdim ki?
1966 yılıdır, mevsim yazdır, mekan ise Kyushu. Babasının denizci olması sebebiyle bir oraya bir buraya taşınan Nishimi Kaoru adındaki lise öğrencisinin bir sorunu vardır. Her okul değişikliğinde yeni sınıfına alışma sürecinin verdiği stres yüzünden, her seferinde mide bulantıları çekmektedir Kaoru. Fakat kendine gelebileceği bir yer vardır; okulun terası. İşte burada tanışır okulun en belalı tipi Kawabuchi Sentarou ile. Ama tanıştığı sadece Sentarou olmamıştır; aynı zamanda caz müziğin cezbedici etkisiyle de tanışacaktır. Ve böylece başlar bu hikaye.
Sırf yönetmeni Watanabe Shinichiro için bile yüksek bir puanı gözü kapalı kapabilecek bir anime var karşımızda. Tabii bununla birlikte Yoko Kanno gibi bir müzik dehasının harika ezgilerinin de etkisi var. Böyle bir ikili bu işe el attığında ortaya "yeme de yanında yat"lık bir anime çıkmış oluyor. Ama bu kadar mı? Hayır tabii ki. Mangaka Kodama Yuki'yi de unutmamak lazım.
Yazının bundan sonrasında spoiler var. En azından animenin 5. bölümüne kadar izlemediyseniz okumayın derim. Mangayı da okumak gibi bir niyetiniz varsa direkt son kısma geçin.
Anime uyarlama olarak güzel, kesinlikle kötü değil. Ama eksikleri var mı? Evet, bazen ufak tefek bazense cidden büyük eksiklikler. Tabii bunun en büyük etkeninin, animenin sadece 12 bölüm olacağıdır. (En azından bana göre.) Peki 12 bölüm bu animeye yeter mi? Hayır.
Önce ufak tefek eksikliklerden bahsetmeye gerek yok ama büyük iki eksiklikten bahsetmek istiyorum. Sentarou'nun geçmişinde bateriye nasıl başladığı atlandı. Sen'in Amerikan bir denizci ve sevgilisini takip ederken kendisini bambaşka bir yerde bulması, burada zenci bir adam olan Roy'la tanışması ve bu adamın kendisine bateri çalmayı öğretmesi bana göre önemli bir detaydı.
Yine bir spoiler diyerek devam ediyorum. İlerleyen bölümlerde tekrar ele alırlar mı bilmiyorum (pek de sanmıyorum), Kaoru ve annesinin buluşması resmen geçiştirildi. Aslında Kaoru'nun annesi onu neden terk ettiğini, daha doğrusu oğlunun elinden nasıl alındığını açıklıyor. Dahası, Kaoru annesine "Neden mektup yazmadın peki?" dediğinde bir çarpıcı gerçeği daha öğreniyor; annesi okuma yazma bilmiyor. Bunun gibi şeyler atlanmasa daha da derin bir hikaye ortaya çıkabilirdi. Ama tabii ki 12 bölüm olmanın azizliğine uğrayan bir hikaye oldu. Buna rağmen, bu şekilde bozmadan devam ederse gözümü kırpmadan tam puan verebileceğim bir anime olur.
Spoiler sonu.
Soundtrack albümü de internet alemine düşmüşken indirmemezlik etmeyin, mutlaka dinleyin. 
Animeyi gerçekten beğendiyseniz ve manga okumayı da seviyorsanız mangasına da mutlaka el atın derim.
Bir de demeden geçemeyeceğim; ileriki bölümlerde The Beatles'dan selam çakabilirler ve umarım bunu da atlamazlar. (The Beatles sever biri olarak bunu demesem olmazdı.)
Yazıya da seride en sevdiğim karakter olan Jun'dan But Not for Me ile nokta koyayım.


1 yorum:

  1. jun... ren'in seiyuusu değilmi abla? o adamda birşeyler var :D hep taşları seslendiriyo :D

    YanıtlaSil